Harun Çevik

Harun Çevik Kişisel Web Sitesi

Bu günlerde çok moda bir tabir var: “Kişisel İmaj”. Hatta o kadar ki, imaj, gerçeğin önünde gidiyor. Sizin ne olduğunuzun pek de bir önemi yok  günümüzde, imajınız yerindeyse sorun yok.  Şairin dediği gibi “dilce susulup bedence konuşulan” bu çağda imaj her şeydir.  Devir değişti, insanları tanımak için, onların yaptıklarına bakmıyoruz, söylediklerine ve görüntüsüne bakıyoruz.  “Ayinesi laftır kişinin işe bakılmaz.”

okumaya devam edin…

Biz toplum olarak hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığımız şeyler üzerine konuşmayı pek severiz. Bu belki de “Cahil cesur olur” atasözünü de doğrulayan bir durumdur.

Eğitim konusu ise üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur ve acemi ellere bırakılmayacak kadar önemlidir.  Çünkü eğitim faaliyetinin sonuçlarının etkisi bütün toplumu ilgilendirmektedir. Ortaya çıkacak her hangi bir olumsuz durum herkesi etkileyecektir.

okumaya devam edin…

Sultanüşşuara (Şairlerin Sultanı) Necip Fazıl büyük şairdi. Şairliği geniş kesimlerden beğeni toplamıştı. Çok genç yaşta yazdığı ve yayınladığı ilk şiirleri edebiyat çevrelerinde, şiirimize yeni bir ses ve soluk kazandırdığı şeklinde yorumlanmıştı.

Çalkantılı bir hayat yaşayan Necip Fazıl bir kesimde “Kaldırımlar Şairi” olarak anılırken bir başka kesimde ise “Sakarya Şairi” olarak anılmaktadır. Oysa Necip Fazıl Kısakürek’in gözü, büyük şairlikte değil, büyük sanatkarlıktadır. Büyük sanatkarlıktan ise ne anladığını kendi dizelerinden okuyalım:

okumaya devam edin…

Kişiliksiz, karaktersiz, ezik yetişmişlerin, küçücük bir böbürlenecek yanları varsa eğer, kullanmayı en çok sevdiği cümledir bu “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” Adam kurallara uymamış, suç işlemiş, trafik polisi durdurmuş gerekli cezai işlemleri yapacak ama karşıdaki “laf anlamaz söz dinlemez” kişi, bir yandan görevini yapmaya çalışan memura itiraz eder, bir yandan elindeki telefonla birilerini aramaya çalışır öbür yandan da kendi değerini (daha doğrusu değersizliğini) ortaya koymak için “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” sihirli sorusunun arkasına saklanır. okumaya devam edin…

Toplumsal ve iş hayatında en önemli kavramlardan biridir verimlilik. İnsanlar her gün bir çaba harcıyorlar ve bunun karşılığını tam olarak alamıyorlarsa orada verimlilikten söz edemeyiz. Verimlilik, bizim ülkemizin en önemli sorunlarından birisidir. Bu konuyla ilgili bir devlet kuruluşumuz bile var: “Milli Prodüktivite Merkezi” Bu merkez verimliliğin artırılması için değişik çalışmalar yapmaktadır. okumaya devam edin…

YAZMA EYLEMİ

Yorum yok

Her gün binlerce sayfa yazı yazılıyor. Çok sayıda gazete, kitap, dergi, broşür… vs. hazırlanıyor ve yayıncılar tarafından piyasaya sürülüyor. Buna bir de internet ortamı eklenince, yazılanları takip etmek pek mümkün olmuyor. Değinmek istediğim konu “yazmak eylemi.” Öyle zannedildiği gibi kolay bir iş değil. Duygularınızı, düşüncelerinizi insanlarla paylaşmak ama kimlerle paylaştığınızı bilmemek. okumaya devam edin…

Geçtiğimiz 10 Nisan günü ve takip eden hafta “Polis Haftası” olarak değişik etkinliklerle kutlanıyor. Kuruluşunun 164. yılında emniyet teşkilatı, jandarmayla beraber iç güvenliğimizi sağlayan en önemli teşkilat konumunda.

Değişik vesilelerle “İlerde ne olmak istiyorsunuz?” diye öğrencilerimize sorduğumuzda,  aldığımız cevap üç aşağı beş yukarı hep aynı oluyor. Üç farklı meslek grubu ön plana çıkıyor. Birincisi öğretmenlik, ikincisi asker ya da polis üçüncüsü ise ile doktorluk.  Çünkü çocukluğumuzdan itibaren hastalanınca gittiğimiz doktor, okulumuzda her şeyi bilen ve bize öğreten öğretmenimiz ve bizi koruyan, bizim güvenliğimiz için hayatını ortaya koyan asker ve polis, bize örnek insanlar ve meslekler olarak görünür. okumaya devam edin…

BÜYÜMEK

Yorum yok

İlköğretim beşinci sınıf öğrencileri ile yaptığım bir sohbette onların en çok rahatsız olduğu olaylar üzerine konuştuk. Şimdiki çocuklar bir harika. Hepsi büyümüş de küçülmüşler. Hiç düşünemeyeceğini zannettiğimiz olaylar hakkında çok güzel fikirler yürütüyorlar. Henüz bozulmamış ve şartlanmamış bir beyinleri var. İtiraf edeyim ki bizden daha özgür düşünceliler ve olaylara bizden daha geniş açıdan bakıyorlar. okumaya devam edin…

Okullar açıldı ve yaklaşık 14 milyon öğrenci ders başı yaptı. Öğrenciler, veliler ve öğretmenler için bir maraton daha başladı. Bu maratonda en büyük sorumluluk elbette öğretmenlere düşüyor. Dünyanın en zor mesleği öğretmenlik. Çünkü elinizdeki malzeme insan. Yaptığınız yanlışın bedelini siz ve bütün toplum öder. Çünkü toplumu siz şekillendirirsiniz. Bilirsiniz ve öğretirsiniz. Taze, körpe dimağlar sizden beslenirler. Bu çok büyük bir sorumluluktur. okumaya devam edin…

ÖSS ve OKS sonuçlandı, yerleştirmeler yapıldı. Aynı günlerde medyada reklâm kasırgası da başladı. Dershaneler ve özel okullar birinci yarışına girdi. En birinci öğrenci bizde, ek puanlı birinci, kök puanlı birinci, en yeni birinci, en akıllı birinci, kenardan birinci, köşeden birinci, benim birincim daha birinci, ilk birde üç öğrenci, ilk üçte on öğrenci, ilk onda elli öğrenci… İnanın sonu gelmez bu yarışın. Daha da ileri gidip önceki yıllardaki derecelerini sanki yeniymiş gibi ön plana çıkaran kurumlar da var. Sözün özü bir reklâm yarışı, bir birinci yarıştırmadır gidiyor. okumaya devam edin…